Franklin Expedisyonu: Buzun Yuttuğu 129 Adam
1845 yılının Mayıs ayında İngiltere, donanmasının en gururlu seferini uğurladı. İki gemi — HMS Erebus ve HMS Terror — Kuzeybatı Geçidi'ni bulmak üzere denize açıldı. Gemide toplam 129 subay ve tayfa vardı. İngiliz basını seferi "çağın en iyi hazırlanmış kutup yolculuğu" olarak duyurdu.
Hiçbiri geri dönmedi.
160 yılı aşkın süre boyunca kimse bu 129 adamın başına ne geldiğini kesin olarak bilmedi. Bugün elimizde bir avuç yazılı not, üç mezar, kesik izli kemikler ve iki batık var. Buna rağmen Franklin Expedisyonu, denizcilik tarihinin en ünlü kayıp vakası olmayı sürdürüyor.
Bir imparatorluğun övüncü
Seferin komutanı Sir John Franklin, o dönemde 59 yaşında, kutup bölgelerinde deneyimli bir amiraldi. İki geminin kaptanlığını Franklin ile birlikte Francis Crozier (Terror) ve James Fitzjames (Erebus) yapıyordu.
Erebus ve Terror sıradan gemiler değildi. İkisi de eskiden bomba gemisi olarak inşa edilmiş, kalın ve sağlam gövdeli ahşap gemilerdi; buzun içinde ezilmemek için özel olarak güçlendirilmişlerdi. Sefer için ikisine de buhar motoru takıldı. Motorlar, demiryolundan sökülen lokomotif motorlarıydı ve gemileri buzda hareket ettirebilmek için geri çekilebilir bir pervane (screw propeller) çeviriyordu. Bu, dönemin en ileri teknolojisiydi.
Gemilerde ayrıca buharla çalışan bir ısıtma sistemi, arıtılmış içme suyu düzeneği ve denizde yıllarca dayanacak erzak bulunuyordu. Erzak listesinin en dikkat çekici kalemi konserve tenekeleriydi: yaklaşık 8.000 teneke et ve çorba konservesi gemiye yüklendi. Konserve teknolojisi 1811'de patentlenmiş, yani o tarihte yeni sayılabilecek bir buluştu.
Resmî kayıtlara göre sefer, en az üç yıla yetecek erzakla donatılmıştı. Amaç, tek bir seferle Pasifik'e ulaşmak ve Atlas Okyanusu ile Pasifik arasındaki kuzey deniz yolunu — Kuzeybatı Geçidi'ni — ilk kez geçmekti.
Mantık basitti: Bu kadar iyi hazırlanmış bir sefer başarısız olamazdı.
Baffin Bay'de son görülme
Seferin seyri başlangıçta plana uygun gitti. Gemiler, Grönland yakınlarındaki Baffin Bay'e ulaştı ve Lancaster Sound'a geçmek için uygun buz koşullarını beklemeye başladı.
Temmuz 1845'in sonunda, iki balina avcısı gemisi — Prince of Wales ve Enterprise — Erebus ve Terror'u burada gördü. Avcıların kaptanları, Franklin'in subaylarıyla konuştu. Subaylar, Lancaster Sound'a ağustos ortasına kadar ulaşacaklarından emindiler. Prince of Wales'in kaptanı, Erebus'ta akşam yemeğine davet edildiğini bile anlattı.
Bu, 129 adamın Avrupalılar tarafından canlı görüldüğü son andı. Gemiler Lancaster Sound'a girdi ve bir daha hiçbir Avrupalı onları görmedi.
Beechey Adası: ilk mezarlar
Seferin ilk kışı, Barrow Boğazı'ndaki küçük Beechey Adası'nda geçti (1845-46). Burası, gemilere göre çok daha güneyde, güvenli görünen bir kışlaktı. Ada aynı zamanda seferin ilk kayıplarına da tanık oldu.
1846 kışında üç adam öldü ve buzlu toprağa gömüldü:
- John Torrington — 1 Ocak 1846
- John Hartnell — 4 Ocak 1846
- William Braine — 3 Nisan 1846
Üçünün de mezar taşı bugün hâlâ ayakta. Çok sonra, 1984'te, Kanadalı antropolog Owen Beattie bu üç mezarı açtığında, permafrost (kalıcı don) cesetleri şaşırtıcı ölçüde korumuştu. Torrington'ın tabutundaki kar tabakası bile yerinde duruyordu. Bu cesetler, seferin sonunu anlatan en somut kanıtlardan biri hâline gelecekti.
Ancak Beechey Adası'nda seferin rotasına dair yazılı hiçbir not bulunamadı. Gemiler oradan ayrıldı ve güneye, bilinmeyen bir güzergâha yöneldi.
Buzun kapanması
Elimizdeki en önemli belge, seferin güzergâhı hakkında bildiklerimizin neredeyse tamamını sağlıyor.
Gemiler, 12 Eylül 1846'da Kral William Adası yakınlarında buza saplandı. O günden sonra bir daha serbest kalamadılar. Erebus ve Terror, Victoria Boğazı'nın buz tutmuş sularında hareketsiz kaldı; mürettebat, iki kışı gemide geçirdi.
Bu arada komutan öldü. Sir John Franklin, 11 Haziran 1847'de hayatını kaybetti. 1848'e gelindiğinde seferde toplam 24 kişi ölmüştü: 9 subay ve 15 tayfa.
Victory Point Notu: 25 Nisan 1848
Seferin son yazılı izi, bugün "Victory Point Notu" olarak bilinen tek sayfalık bir kâğıttır. Standart bir Amirallik formunun kenar boşluklarına iki ayrı tarihte el yazısıyla not düşülmüştü.
İlk not, 1847 baharında yazılmıştı ve iyimserdi: Gemilerin kışı geçirdiği yer ve "Sir John Franklin'in komutasında, hepsi iyi" ibaresi.
İkinci not ise felaket haberiydi. 25 Nisan 1848 tarihli bu notta şunlar yazıyordu:
- Franklin 11 Haziran 1847'de ölmüştü.
- O tarihe kadar toplam 24 kişi hayatını kaybetmişti.
- 105 adam hâlâ hayattaydı.
- Erebus ve Terror, 22 Nisan 1848'de terk edilmişti; gemiler Eylül 1846'dan beri buzda saplanmış durumdaydı.
- Geri kalan 105 kişi, Francis Crozier komutasında, karadan Back Nehri'ne yürüyerek ulaşmayı planlıyordu.
Not, Crozier ve Fitzjames tarafından imzalanmıştı. Kâğıt, Kral William Adası'ndaki bir taş yığınının (cairn) içine bırakılmış, ancak 1859'da bir arama seferi sırasında bulunabilmişti.
Başka bir deyişle, İngiltere 11 yıl boyunca kendi adamlarının ne yaptığını bilmeden yaşadı.
Kayıp ilanı: on yıllık arama
1848'e gelindiğinde İngiltere, 129 adamının nerede olduğunu bilmiyordu. Lady Jane Franklin'in ısrarlı kampanyası ve kamuoyu baskısıyla Amirallik harekete geçti; üst üste arama seferleri gönderildi. 1847 ile 1859 arasında bölgeye otuza yakın sefer düzenlendi — bazıları denizden, bazıları karadan, bazıları da hem gemi hem kızakla. Bu seferlerin bir kısmı başarısız oldu, bir kısmı kendi kayıplarını verdi.
İlk somut izler 1850'de bulundu: Bir İngiliz-Amerikan filosu, Beechey Adası'nda terk edilmiş kışlağı, yüzlerce boş konserve tenekesini ve üç mezarı ortaya çıkardı. Ama seferin rotasına dair hiçbir yazılı belge yoktu.
Dönüm noktası, Lady Franklin'in bizzat finanse ettiği 1857-59 Fox seferiyle geldi. Francis Leopold McClintock komutasındaki sefer, Kral William Adası'na ulaştı ve 1859'da McClintock'un kızak ekibi, Victory Point'teki taş yığınının içinde seferin son yazılı notunu buldu. Böylece İngiltere, kayboluşundan on bir yıl sonra ilk kez ne olduğunu öğrendi: Franklin ölmüştü, gemiler terk edilmişti ve 105 adam karaya doğru yürümüştü. Not, eski soruları yanıtladı; ama yenilerini açtı ve arayışı onlarca yıl daha sürdürdü.
Ölüm yürüyüşü
Victory Point notu, 105 adamın Kral William Adası'nı yürüyerek geçmeye çalıştığını gösteriyor. Amaç, adanın güneyindeki Back Nehri'ne ulaşıp oradan Kanada anakarasına geçmekti.
Bu, buzda ve karda yapılan, umutsuzlukla dolu bir yürüyüştü. Bugün o güzergâhta bulunan kemikler, kırılan kafatasları ve terk edilmiş eşyalar, adamların yolda birer birer düştüğünü gösteriyor. Bilinen o ki hiçbiri Back Nehri'ne ulaşamadı.
McClintock ve sonraki arama ekipleri, bu güzergâhta kızak üstüne yerleştirilmiş bir gemi filikası buldu. Filikanın içindeki eşyalar trajedinin ölçeğini tek başına anlatıyordu: gümüş tabaklar, çatal-kaşıklar, kitaplar ve çikolata — açlıktan ölen adamların karada sürüklediği, hiçbir işe yaramayan ağır yükler. Bir noktada, ölüme yürürken bile donanma disiplinini ve gereksiz eşyalarını bırakamamışlardı.
Resmî ve modern araştırmaların ortak vardığı sonuç şu: Adamlar açlık, skorbüt (C vitamini eksikliği), donma, tükenme ve kurşun zehirlenmesi gibi birleşik sebeplerle öldü. Onları ne tek bir hastalık, ne tek bir hata yok etti; hazırlığın kusursuz görünmesine rağmen koşullar seferi yavaş yavaş öğüttü.
Kuzeyde bir tanık: John Rae ve Inuit tanıklığı
Seferin kaderiyle ilgili ilk gerçek ipucu, İngilizlerin değil, yerli Inuit halkının hafızasından geldi.
1854'te, Hudson's Bay Company için çalışan İskoç kâşif John Rae, Pelly Bay çevresinde Inuit avcılarla konuştu. Onların anlattıkları şuydu: Birkaç yıl önce, Kral William Adası çevresinde açlıktan bir deri bir kemik kalmış beyaz adamlar görülmüştü. Adamlar ağır tekneleri ve kızakları buzda sürüklüyor, yolda birer birer düşüyordu. Bazılarının kutup şartlarına uygun kıyafetleri yoktu.
Ve Inuit tanıklığı, o dönemde İngiltere'nin kabul edemeyeceği bir şey daha söylüyordu: Son kalan adamlar, hayatta kalmak için yoldaşlarının cesetlerini yemişti.
Rae, bu bulguları Amiralliğe gizli bir raporla iletti. Raporda "birçok cesedin parçalanmış durumu ve kazanların içindekiler" ifadesiyle, adamların "son çare olarak yamyamlığa" sürüklendiğini yazdı. Ancak basına yanlışlıkla yamyamlık içeren rapor sızdı.
Tepki çok sertti. Franklin'in dul eşi Lady Jane Franklin, kocasının adamlarının böyle bir şey yapamayacağını savundu. Onun yanında duran ünlü yazar Charles Dickens, Household Words dergisinde Rae'in bulgularını ve Inuit tanıklığını kamuoyu önünde itibarsızlaştırdı. Viktorya dönemi İngiltere'si, kendi "kahraman denizcilerinin" yamyamlığa düştüğünü kabul etmek istemiyordu.
Rae, gördüğü muameleye rağmen gözlemlerinin arkasında durdu. Amiral Sir George Back ve Dickens gibi isimlerin karşısında yalnız kaldı; kariyerinin sonuna kadar tartışmalı bir figür olarak görüldü. Ama 20. yüzyılda yapılan arkeolojik çalışmalar onu haklı çıkardı. Bugün hem Rae'in 1854 tanıklığı hem de Inuit sözlü geleneği, seferin son günlerini anlatan en güvenilir kaynaklar arasında sayılıyor.
Rae haklıydı. Bunu anlamak için 100 yıldan fazla beklenecekti.
Kesik izli kemikler
Rae'den sonraki yıllarda bölgeye giden arama seferleri, gerçeği yavaş yavaş ortaya serdi.
1878-80'de ABD ordusundan Frederick Schwatka, Kral William Adası'nda uzun süren bir kızaklı arama yürüttü. Yerli rehberlerle çalışan ekibi, bölgedeki kemikleri ve mezarları topladı; Terror'un üçüncü subayı John Irving'in iskeletini kimliklendirip İskoçya'ya gönderdi. Schwatka istediği yazılı belgeleri bulamadı ama adamların akıbetini artık inkâr edilemez hâle getirdi.
Daha sonraki yüzyılda yapılan arkeolojik çalışmalar, Kral William Adası'nda bulunan kemiklerin bir kısmında "kemikten et sıyırmaya uygun" kesik izleri saptadı. Adli antropolog Anne Keenleyside'ın 1997'de yayımlanan analizi, incelenen kalıntıların yaklaşık dörtte birinde bu tür izler bulunduğunu ortaya koydu. 1854'te "vahşi iftira" diye reddedilen şey, bir buçuk yüzyıl sonra bilimsel olarak doğrulandı.
Kurşun: konserve tenekeleri tartışması
Seferin neden çöktüğüne dair en çok konuşulan teori, 1980'lerde ortaya atıldı.
1981'de Kral William Adası'nda bulunan iskelet kalıntıları, beklenmedik biçimde yüksek kurşun içeriyordu. Bu ipucunun peşinden giden Kanadalı antropolog Owen Beattie ve ekibi, 1984 ile 1986 arasında Beechey Adası'ndaki üç mezarı açıp cesetleri inceledi. Permafrostun koruduğu bedenler sanki dün gömülmüş gibiydi.
Sonuç çarpıcıydı: Adamların kemiklerinde ve saçlarında aşırı yüksek kurşun bulundu. Kemiklerde yaklaşık 228 ppm (parts per million) kurşun vardı — normalin on katından fazlası. Torrington'ın saçındaki kurşun değeri ise normalin yüz katı düzeyindeydi.
Beattie, kurşunun kaynağını konserve tenekelerinin lehiminde buldu. O dönemin tenekeleri, içi yiyecekle doğrudan temas eden kurşun-tin lehimiyle kapatılıyordu. Beattie, lehimdeki kurşunla adamların saçındaki kurşunun izotopik olarak aynı olduğunu gösterdi. Ona göre "tenekelerden yemeğe geçen kurşun" adamları zehirlemiş, karar verme yetilerini bozmuş ve seferi felakete sürüklemişti.
Ancak bu teori yıllar içinde tam olarak doğrulanmadı. 2013'te Batı Ontario Üniversitesi'nden bir ekip, kemiklerde kurşun olduğunu doğruladı ama tenekelerin bunun başlıca kaynağı olamayacağını savundu; adamların seferden önce de kurşuna maruz kaldığını öne sürdü. Bugünkü genel kanı şu: Kurşun zehirlenmesi adamlara zarar verdi, ama muhtemelen tek başına felaketin sebebi değildi. Onlara asıl kıyan, soğuk, açlık ve hastalıkların birleşimiydi.
Gemilerin bulunuşu: 2014 ve 2016
Yüz altmış yıl boyunca hiç kimse Erebus ve Terror'u bulamadı. Çok sayıda arama seferi yapıldı; bazıları kayboldu, bazıları kendi mürettebatını kaybetti. Ama asıl ipuçları, Inuit sözlü geleneğinde saklıydı.
Eylül 2014'te Parks Canada liderliğindeki bir ekip, Inuit topluluklarının bilgisi ve sonar teknolojisi sayesinde HMS Erebus'un enkazını buldu — Kral William Adası'nın yaklaşık 80-100 kilometre güneyinde. Bu, modern arkeolojinin en önemli keşiflerinden biri sayıldı.
Eylül 2016'da, Arctic Research Foundation'ın bir gemisi, Inuit tanıklıklarından elde edilen bir ipucuyla Terror Bay'e yöneldi ve HMS Terror'u buldu. Parks Canada'nın dalış ekibi, 18 Eylül 2016'da enkazın gerçekten Terror olduğunu doğruladı. Gemi, 48 metre derinlikte, neredeyse dik ve büyük ölçüde sağlam duruyordu; bazı kamara pencerelerinde camlar hâlâ yerindeydi.
İki gemi de, neredeyse 170 yıl önce söylenmiş yerli tanıklıkların işaret ettiği yerlerde bulundu. Viktorya dönemi İngiltere'sinin "güvenilmez" diye reddettiği bilgi, enkazları bularak kendini kanıtladı.
DNA ve isimler
Son yıllarda sefer, yeni bir aşamaya girdi: kimliklendirme.
Kral William Adası ve çevresinde bulunan iskelet kalıntılarından DNA örnekleri alındı ve hâlâ yaşayan torunlardan toplanan örneklerle karşılaştırıldı. Antropolog Douglas Stenton öncülüğündeki ekip, 2018'de bölgede daha önce Schwatka'nın gömdüğü bir subayın kalıntılarını yeniden buldu ve inceledi.
Bu program sayesinde bugüne kadar birkaç mürettebat kesin olarak isimlendirildi: Erebus'tan John Gregory, William Orren, David Young ve John Bridgens ile Terror'dan Harry Peglar. Amaç, seferin dağılımını ve adamların son günlerde hangi rotayı izlediğini haritalandırmak. Bugün onlarca kalıntı hâlâ kimliğini bekliyor.
2024'te ise çarpıcı bir bulgu geldi. DNA analizi, Erebus'un kaptanı ve seferin en üst düzey subaylarından James Fitzjames'in kalıntılarını kesin olarak kimliklendirdi. Ancak onu özel kılan şey kimliği değildi; çene kemiğindeki kesik izleriydi. Yüksek rütbeli bir subayın kalıntılarının yamyamlık izleri taşıması, son günlerde hiyerarşinin tümden çöktüğünü gösteriyordu. Araştırmacı Douglas Stenton'un sözleriyle: "Son umutsuz günlerde ne rütbe ne de statü belirleyiciydi."
Neden öldüler?
Franklin Expedisyonu'nun trajedisi, tek bir nedenle açıklanamaz. Elimizdeki kanıtlar, bir çoklu çöküş anlatıyor:
- Skorbüt: Taze meyve ve sebze yoktu; C vitamini eksikliği diş eti kanamaları ve iç kanamaya yol açtı.
- Açlık: Konserve et ve tuzlu gıda, avlanmayla tamamlanamadı; adamlar yeterli kaloriyi ve proteini alamadı.
- Zehirlenme: Kurşun ve olasılıkla diğer toksinler, zihinsel ve fiziksel çöküşü hızlandırdı.
- Soğuk ve tükenme: Yetersiz kıyafet, buz üzerinde yapılan umutsuz yürüyüş, fiziksel tükenme.
- Hastalık: Zatürree ve tüberküloz izleri taşıyan cesetler bulundu.
Ve en acı gerçek: Son kalan adamların bir kısmı, hayatta kalmak için birbirlerini yemek zorunda kaldı.
Elbette sorular bitmiyor. 105 adamın tam olarak hangi rotayı izlediği, gruplara ayrılıp ayrılmadıkları ve son günlerini nerede geçirdikleri hâlâ tartışılıyor. Bazı grupların diğerlerinden daha uzun yaşadığı, hatta bir kısmının Back Nehri'ne yaklaşmış olabileceği düşünülüyor. Ama kesin olan tek şey şu: Hiçbiri güvenli bir limana ulaşamadı.
Franklin Expedisyonu, "en iyi hazırlanmış sefer" fikrinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Teknoloji, erzak ve disiplin, doğanın ölçeğinde yeterli olmadı. İki gemi bugüne kadar buzun altında kaldı; 129 adam ise hâlâ kimliklerinin ve son anlarının peşinde olduğumuz bir kayıp dosya.
Kaynaklar
- Parks Canada — Wrecks of HMS Erebus and HMS Terror National Historic Site (parks.canada.ca)
- Royal Museums Greenwich — What happened to the crew of Erebus and Terror?
- Royal Museums Greenwich — HMS Terror and HMS Erebus: history of the Franklin expedition
- Wikipedia — Franklin's lost expedition
- Smithsonian Magazine — The Shipwrecks From John Franklin's Doomed Arctic Expedition
- Canadian Encyclopedia — Franklin Search
- Owen Beattie & John Geiger — Frozen in Time (1987)
- Douglas R. Stenton vd. — DNA analysis of human skeletal remains from the 1845 Franklin expedition (2017)
- University of Waterloo — DNA kimliklendirme çalışmaları (2021, 2024)