Oak Island - İki Yüzyıldır Kazılan Çukur ve Bulunmayan Hazine
Dünyada iki yüzyıldan fazla süredir kazılan ve hâlâ ne olduğu bilinmeyen çok az yer vardır. Oak Island bunların en ünlüsüdür.
Çukurun bulunuşu
Nova Scotia'nın Mahone Bay kıyısındaki küçük Oak Island'da, geleneğe göre 1795 yazında genç bir çocuk ağaçların arasında tuhaf bir çöküntü fark etti. Zemin, çevresine göre belirgin biçimde çökmüştü ve üzerindeki bitki örtüsü de farklıydı.
Çocuk ve iki arkadaşı kazmaya başladı. Birkaç metre sonra, taşla örülmüş gibi görünen bir katmana ve düzenli aralıklarla yerleştirilmiş ahşap platformlara rastladılar. Platformlar yaklaşık her üç metrede bir tekrarlanıyordu. Çukurun doğal olmadığı açıktı.
Deniz suyu problemi
Sonraki yıllarda farklı şirketler çukuru kazdı. 1800'lerin başında yaklaşık 28 metreye inildiğinde işler değişti: kuyu aniden deniz suyuyla dolmaya başladı. Su, gelgitlerle birlikte yükselip alçalıyordu — yani çukura denizden geliyordu.
1850'de kıyıdaki Smith's Cove bölgesinde taş döşeli drenaj kanalları bulundu. Bu bulgu, bölgedeki hâkim teoriyi doğurdu: birisi çukuru denize bağlayan tüneller yapmış, kazı derinleşince kuyu bilerek su altında kalacak şekilde tasarlanmıştı.
Kazılar sırasında kuyudan çıkanlar arasında ahşap parçaları, hindistan cevizi lifi, 1897'de bir parşömen parçası ve çok sonra insan kemiği kırıntıları yer aldı. Ancak bugüne kadar doğrulanabilir hiçbir hazine bulunamadı.
Altı ölüm
İki yüzyılı aşkın kazı süreci, çukurun bedelini de gösterdi. Kayıtlara geçen ölüm sayısı altıdır:
- 1861'de bir kazan patlaması bir işçiyi öldürdü ve birkaç kişiyi yaraladı.
- 1897'de Maynard Kaiser, yukarı çekilirken halatın kayması sonucu kuyuya düşerek hayatını kaybetti.
- 1965 Ağustos'unda Robert Restall, oğlu Bobby Restall ve iki kurtarma gönüllüsü, kuyudaki gazdan zehirlenerek öldü.
Çukurun çevresinde dolaşan efsane ise rahatsız edici: hazine bulunmadan önce yedi kişinin ölmesi gerektiğine inanılıyor.
Neden hâlâ bulunamıyor?
Çukur, sürekli aynı sorunla karşılaşır: kazı derinleştikçe deniz suyu geri gelir. Bu yüzden çukurun yerini sabitlemek bile zamanla imkânsız hâle geldi; bölge, yıllar süren kazıların bıraktığı moloz ve tünellerden oluşan bir alana dönüştü.
Skeptik araştırmacılar daha basit bir açıklama öneriyor: bölgenin jeolojisi doğal su baskınlarına zaten elverişli. Kaya yapısı, okyanusa kadar uzanan doğal boşluklar içeriyor; kazı bunlardan birine ulaştığında deniz suyu kendiliğinden dolabiliyor. Bu görüşe göre "tuzak" doğal, hikâyenin kendisi ise zamanla büyümüş olabilir.
Bugün
Kazılar hâlâ sürüyor. Ada, 1960'lardan bu yana çeşitli şirketlere ve arama gruplarına ev sahipliği yaptı; son yıllarda bölgede yürütülen kapsamlı çalışmalar belgesel yayınlarla geniş kitlelere ulaştı. Sondajlar yer yer 70 metrenin altına indi, ancak hazine odası olduğu iddia edilen hiçbir yapı doğrulanamadı.
Elimizde kesin olarak şunlar var: elle yapılmış bir çukur, düzenli ahşap platformlar, deniz suyuyla bağlantılı tüneller, altı ölüm ve yüzyıllardır boşa çıkan bir arayış. Geri kalan her şey hâlâ bir efsane ile bir mühendislik projesi arasında duruyor.